PDA


Orijinalini görmek için tıklayınız : Tore Adina Bir Anlati


HeRGeLe
07-03-2006, 01:36 PM
'Burnun mu Yanıyor?'

Bahar nezlesi MI oldun.. Gibilerinden bir soru. Ama Doğu'da bir kadına yöneltildiğinde; ''Hesabın tamam!'' anlamına gelebiliyor. Dehşetin pençesine düşen kadın, o andan itibaren önceden yazılmış bir senaryonun esiri olduğunu biliyor. Ağzını açamıyor. Konuşamıyor. Kaçamıyor. Kimseye sığınamıyor.

Vahşetin kimin eliyle, nerde, NE zaman, nasıl geleceğini düşünüyor sadece. Çaresiz bir hayvan gibi köşeye kıstırılmış, beklemekten başka bir şey gelmiyor elinden. Kalan günler ve saatlerinde kendisinden önce onlarca, yüzlerce hemcinsine ''reva görülen kaçınılmaz sonun'' kâbusuyla yaşıyor.

Sahip olduğu en kıymetli şey: ''yaşam hakkı'' dahil; kaybedecek hiçbir şeyi olmasa DA, ''kaçmak'' ya DA ''isyan etmek'' aklının ucundan geçmiyor. Bu ''yazgıya mahkûm olan kadınlar'' ; kaçmaya teşebbüs dahi etmiyorlar. ''Kuşatma'' , en sevdikleri yakınlarından; eşten, dosttan, komşudan; ele güne dek herkesten geliyor...

İnsanlık serüveni; makineli tüfekler, elektrikli teller, dişlerine dek silahlı askerler, bekçiler, azgın köpekler, güvenlik güçleriyle çevrili en umarsız kamplardan, hapishanelerden kaçmaya çalışanların öyküsüyle dolu. ''Sing Sing'' den, ''Auschwitz'' ten, ''Gulag'' Dan kaçmaya çalışan tutsakları gözünüzün önüne getirin. Ölüme mahkûm olan insanlar en olmayacak yerlerden, en olmayacak yöntemlerle tünel kazıp kaçmayı düşleyebiliyor; ''töre mahkûmu'' düşleyemiyor. Törenin hâkim olduğu topraklar, baştan sona hapishane çünkü. Baştan sona...
Aptal bir kapıyı.. geçemedim

''Bizde isyan nedir bilinmez... Ağlamak, saklanmak, dayak yemektense yalan söylemek.. AMA isyan bilinmez. Bu DA yalnızca baba ve koca evinden başka yaşanacak bir yer olmamasındandır. Yalnız yaşamak, anlaşılamaz, kabullenilemez.''

''Diri Diri Yanmak'' at (Bilgi Yayınevi) ''töre'' yi anlatan Ürdün'lü Souad (Suat) 'ın sözleri bunlar. Ortaçağ cadıları gibi ateşe verilen Suat'ın öyküsü Avrupa'yı sarstı ve ''best seller'' oldu. Bir insani yardım örgütü tarafından tedavi gördüğü hastaneden mucize eseri İsviçre'ye kaçırılan Suat, ''kıstırılmışlığın'' acısını, bakın nasıl sözcüklere döküyor:

''(Aile meclisinde) kulaklarımla ölümüm için verilen kararı duymuştum... Uyumadım. Duyduğumu tam olarak anlayamıyordum. Bu bir düş müydü? Karabasan mı? Gerçekten yapacaklar mı? Beni korkutmak için MI? Yaparlarsa NE zaman? Nasıl? Kafamı keserek MI diye kendime sorup durdum... Bazen avluyu yıkarken, kapıya bakıp boğulur gibi olurdum. Asla ordan çıkamayacağım. Bu kapının aptal bir kapı olduğunu bile fark etmedim; çünkü bahçe ve onu koruyan taş yığını geçilmeyecek engeller değildir. Oradan birçok kez geçtim. Benim durumumda hangi kız olursa olsun, hapis kaçınılmaz. Dışarsı daha kötü olur. Dışarda utanç, aşağılanma, taşlanma, yüzüme tükürecek ya DA saçlarımdan sürükleyip eve geri götürecek komşu kadınlar var. Dışarıyı düşünmüyorum bile...''
Koyundan beter

''Köyümde ölüm korkusu hep var. Babam aşağıda dururken merdivene çıkmaya korkuyordum. Odun yarmakta kullandığımız baltadan DA, su almaya gittiğim kuyudan DA korkuyordum. Koyunların bizle geri dönüşünü izleyen babamdan DA korkuyordum... Babam her koyun ya DA tavuk kestiğinde.. ölürcesine titrerdim. Ailem için bir bebeğin ölümü, aynı bir hayvanınki gibi sıradan, basit bir şeydi ve bu bende, bir gün onlar gibi kolayca ve çarçabuk ortadan kaldırılma korkusu yarattı. İneğe, koyuna, keçiye daha iyi davranılıyordu; inek ya DA koyun hiç dövülmezdi!''

Günlük yaşamın akışında ölümün soğukluğunu sürekli ensenizde hissetmek.. Aşiret anlayışının tarif ettiği bir ''yanlışta'' (!) ''çarçabuk ortadan kaldırılabilir'' olmanın bilinciyle yaşamak.. Ne uçsuz bucaksız, NE dipsiz bir vahşet bu böyle...

Suat'ın öyküsünü; ''izinsiz çıkıyor, erkeklerle konuşuyor'' mazeretiyle ''burnu kesilen'' Rojda 'nın trajedisini okurken hatırladım. Ha Ürdün, ha bizim doğu... Hiç fark etmiyor. Hayvandan değersiz kadın.

Sorarlarmış önce: ''Burnun mu yanıyor?'' . Bu ''gözdağından'' sonra; burun, parmak gibi organlar kesilir, saçlar kazınırmış. Aç bırakma, cinsel organ dağlama, kezzap atma.. diğer cezalar arasında. ''Töre cinayeti'' , nihai aşama: Boğmak, nehre atmak, traktörle üstünden geçmek, diri diri yakmak, intihara zorlamak...

Nilgün Cerrahoğlu

KAPTAN